90 yıl sonra yeni bir mutabakat (arayışı)

Sanayi tarihinin önemli bir aşamasına şahitlik ediyoruz. Hatta daha bütünsel bir yaklaşımla irdelediğimizde, insanlık tarihi açısından önemli bir eşikte bulunduğumuzu ve büyük bir sınavla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Sadece son 200 yılda, yani buharlı makinenin icadıyla başlayan sanayileşme sürecinde, bugün geldiğimiz noktada birçok alan sürdürülebilir olmaktan çıktı. Bir tıkanma yaşanırken, çare yeşil ve dijital sanayi formunda görülüyor. Özellikle gelişmiş ülkeler bu yeni forma ulaşmak için büyük bir değişim-dönüşüm geçiriyor.  

Bir yanda yeni teknolojiler ve bunların sağladığı yeni olanaklar, diğer tarafta sanayileşmede bugüne kadar takip edilen sürecin biriktirerek önümüze koyduğu sorunlar yumağı… Sorunların büyüklüğü ve derinliği sanayide bir zihniyet değişikliğini zorunlu kılıyor ama bunu gerçekleştirme iradesini ortaya koyabilecek miyiz? Sorunlara çözüm olarak öne sürülen programlar gerçekten çözüm olacak mı, yoksa var olan sorunsal ilişkileri daha da pekiştirecek mi, bunu göreceğiz.

Herkes bir Mutabakat’ın peşinde

Avrupa Birliği coğrafyasında sanayinin sorunları, iklim ve çevre krizi ve bir bütün olarak sistemik sürdürülebilirlik üzerine tartışmalar yaklaşık 10-15 yıldır devam ediyor. Bir yönüyle Avrupa, bugüne kadar geciktirdiği ve görmezden geldiği bir tartışma sürecine hızlıca dâhil olmak istiyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat dokümanı dijitalleşmede geç kalmaktan oluşan sorunları, artan enerji ihtiyaçları için sürdürülebilir enerji kaynakları sorununu, çevre ve iklim sorunlarını üstüste, içiçe koyarak bunları toptan çözmek iddasında olan devasa bir gelecek programı özelliği taşıyor. 

Benzer programları ABD’de ve farklı dinamiklerden hareket etmekle birlikte Çin’de de görüyor ve izliyoruz. Dünyanın büyük ve egemen coğrafyalarında sorunların büyüklüğü karşısında hepimiz bir Mutabakat peşinde koşuyoruz.

Roosevelt’in “Yeni”, Obama’nın “Yeşil Yeni” Mutabakatları 

Mutabakat kavramını tarihte bizlerle tanıştıran ülke ABD oldu. Vahşi kapitalizm örneklemeleri ve uygulamalarıyla ün salan ABD’de 1933’te Başkan olan Franklin Roosevelt, birikmiş tüm iktisadi ve sosyal sorunların çözümü ve yeni bir büyüme politikası için ‘Yeni Mutabakat’ (New Deal)  önerisi yaptı. Keynesyen ekonomik model olarak tarihe geçen bu mutabakat metni;  devletin daha aktif olduğu ve işsiziliğe, arz-talep dengesine müdahalelerle, altyapı yatırımlarıyla, kredi finans sektörünü tekrar ayağa kaldıracak mekanizmalarla donatılmış bir programdı. Bu örnek, Mutabakat Programları’nın hep bir krizden, yani sorunların bilindik çerçevede çözülemeyecek noktaya geldiğinde ortaya çıktıklarını bizlere bir kez daha gösterdi.  

Küresel finans krizine denk gelen 2007-2008 sürecinde, bu kez Obama yönetimindeki ABD’de yeni bir mutabakat talebi gelişmeye başladı. Yeşil Yeni Mutabakat (Green New Deal) talepleri Obama döneminde 51 milyar dolarlık konjonktürel program ile -ki, programın ağırlık noktası yenilebilir enerji yatırımlarını içeriyordu- karşılık buldu. ABD’de popüler olan bu yeni söyleme eşlik eden diğer önemli gelişme ise, teknoloji firmalarının mantar gibi türemesiydi. 

Son birkaç on yıla küresel anlamda egemen olan bu dev teknoloji şirketlerinin büyümesine hep birlikte tanıklık ettik, iletişim ve tüketim alanlarında başlayan dijitalleşmenin bir çığ gibi büyüdüğünü gördük. Ve nihayet bugün dijitalleşmenin de yarattığı  eşitsizliklere, egemenliklere karşı yeni programlar önerilmeye başlandı.

AB, Mutabakat’a mecbur oldu

ABD’de bu gelişmeler yaşanırken sanayileşmenin anavatanı olan Avrupa’da ise sosyal refah devleti (bilhassa Almanya’da) göreceli olarak çözülme sürecine girmiş, sanayileşme sadece klasik endüstriyel alanlarda optimize edilirken dijitalleşme sürecine entegre olma zamanı kaçırılmıştı. Endüstri 4.0 ile başlayan tartışma süreci, kaybedilen yetkinliklerin yeniden kazanılması ve yeniden tarifini içerirken, sanayiinin enerji ihtiyacının nerden ve nasıl karşılanacağı tartışmaları da alevlenmişti.

Almanya’nın öncülük ettiği bu süreçte Alman kökenli AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, AB ülkelerinin hem sanayideki (dijitalleşme) ihtiyaçlarına hem de artan iklim ve çevre sorunlarına bir çözüm bulmak için, sürdürülebilirlik amacı güden devasa bir bütçeye sahip AB’nin Yeşil Mutabakat metnini açıkladı. Fakat tarihten bildiğimiz olgu, burada da kendini tekrar edecekti: sorunlar çoktan büyümüş ve bazı alanlar kaybedilmişti. Yeni dijital teknoloji alanlarında esamesi okunmayan AB coğrafyası için köklü bir değişim-dönüşüm süreci başlatılmalıydı.

Geniş tabanlı Mutabakat’ın zemini henüz uzakta  

Dünya ekonomisi pandeminin ekonomik yıkımından kurtulurken, küresel ekonominin son 40 yılına rehberlik eden ancak getirmeyi vaat ettiği refah ve istikrarı sağlamada büyük ölçüde başarısız olan küresel yönetim modelini yeniden düşünme fırsatı doğmuş görünüyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) 2021 Kasım ayında yayımladığı Ticaret ve Kalkınma Raporu, 2021 yılının, etkileşimli şok ve krizlere karşı sağlam durabilecek, daha adil ve daha dirençli bir küresel ekonomi ile devlet, pazar, toplum ve çevre arasındaki dengeye ilişkin yeni bir konsensusun tesis edilmesine dair işaretler sunduğunun altını çiziyor.

Rapora göre temel piyasa kabullerinden uzaklaşma, çok taraflı finansal kuruluşlar nezdinde de belirgin hale gelmektedir. Hem IMF hem de Dünya Bankası geçmiş ekonomik modelin gelecekte daha dirençli ve esnek bir sistem getirmeyeceği düşüncesindedir. Geniş harcama programlarının uygulanması, zenginlere yönelik vergi artırımı ve monopol piyasa güçlerinin azaltılmasına yönelik girişimlerin kabulü ile yeşil yatırım ajandasına destek çıkan müdahaleci politikalar konularında mutabakat sağlandığı ve Covid-19 kaynaklı krizden çıkışta yeni ve küresel bir ekonomik konsensus oluştuğu vurgusu rapora hakimdir. 

Covid-19 kaynaklı resesyonu 2021 yılında büyük ölçüde geride bırakan gelişmiş ekonomilerin birçoğunun karşılaştığı zorluk, global finansal krizi takip edecek 10 yılda yeşil mutabakat eylemlerinin orta ve uzun vadeli ekonomik büyümeyi nasıl etkileyeceğini kestirememeleridir. Gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı zorluklar ise daralan mali politika alanı, artan borç stoğu ve aşıya sınırlı erişimin bir araya gelmesi ile pandemi etkilerinden sıyrılıp ekonomik geri dönüşün zorlaşması ve gelişmiş ekonomilerle farkın açılması nedenleriyle daha derindir.

Global ekonomik sıkıntılar, gelişmekte olan ülkelerin içinde bulundukları borç kırılganlıklarını ve bazı bölgelerde ağır resesyon ve temerrüdün başta geldiği ekonomik kısır döngüye neden olan şokları tetikledi. Mali sıkılaşma ve artan borç stokuna karşı, gelişmekte olan ülkeler bu sorunlarla başa çıkmada yalnız kaldı ve bu durum kamu istihdamı ile kamu hizmetlerine ağır darbe vurdu. Öte yandan, hâkim para birimlerindeki enflasyonun sıkılaştırmayla düşürüleceği bir dönem başlamak üzere. Dünyanın büyük kısmı bu halde iken sıfır karbonlu dünyaya geçişin nasıl finanse edilebileceği, çok büyük bir sorun ve bilinmezlik olarak karşımızda duruyor. Yani, geniş tabanlı bir mutabakatın altyapısı ortaya çıkamıyor.

Eylem Planımızın başarısı makine sektörüne bağlı

Avrupa Birliği’nin 2019 yılı sonunda açıkladığı Yeşil Mutabakat metnini Türkiye’nin Makinecileri olarak hem oluşum sürecinde hem de açıklanmasının ardından dikkatlice takip ettik. Bu Mutabakat programının Türkiye ekonomisine etkileri üzerine kapsamlı tartışmalar yürüttük. Bu yazının devamında okuyacaklarınız ve sektörümüzün etkin dernek Başkanlarının konuyla ilgili görüş ve hazırlıkları, bu sürece nasıl dâhil olmak istediğimizin altını çizmektedir.

Ticaret Bakanlığımızın hazırladığı Yeşil Mutabakat Eylem Planı, AB’nin açıkladığı ana strateji dokümanıyla uyumlu çok somut analizler ve öneriler içeren bir eylemler manzumesidir. Eylem planında makine sektörü direkt tarif edilmese de (ki bunu Eylem Planı’nda tamamlanması gereken bir noksan olarak görmek mümkün) Yeşil Mutabakat’ta belirtilen hedeflere sadece ve sadece inovatif yani yeni geliştirilecek makineler vasıtasıyla ulaşılabileceği unutulmamalıdır. 

Örneğin çelik ve çimento sektöründe karbon nötr hedeflere ulaşmak için yeşil teknolojilerle donatılmış makinelere ihtiyaç oldukça fazla. Makinelerimizde enerji verimliliğini artırarak köprü teknolojilerde kullanılacak makinelerin geliştirilmesi sektörel sorumluluğumuzdur. Hakeza gündeme hızlı giriş yapan hidrojen teknolojisinin ihtiyaç duyduğu/duyacağı makineleri üretmek de kilit önemdedir.

Hem yeşil hem de dijital dönüşümün merkezinde makine sektörünün yeri ve rolü merkezidir. Görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmek için daha fazla teknik işbirliklerine ihtiyaç duyduğumuz ise sektörümüzün malumu. Bu teknik işbirlikleri içinse adres gayet nettir; AB ülkeleri ile olan ticari ilişkilerimiz ve işbirliklerimizin teknik sahada da fazlalaştırılması elzemdir. Türkiye’nin Makinecileri’nin bu hedefe yönelik olarak sürdürdüğü çalışmalara daha fazla katkı, destek beklemekteyiz.